http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/
http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/
http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/
http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/ http://standuptiyatroizle.tr.gg/

ONLİNE STAND UP TİYATRO OYUNLARI SHOW GÖSTERİLERİ FULL İZLE
Ip Adresin:54.162.111.61Bugün:95Online: Tıklanma:371Burdasın:Yaşamda Basarılı Olabılmek için

Loading

ONLİNE STAND UP TİYATRO OYUNLARI SHOW GÖSTERİLERİ FULL İZLE

Yaşamda Basarılı Olabılmek için

Yaşamda Basarılı Olabılmek için
  “Bugün burada, dünyanın en iyi üniversitelerinden birinin diploma töreninde sizlerle birlikte olmaktan onur duyuyorum. Ben üniversiteden mezun olmadım. Gerçegi söylemek gerekirse, üniversite mezuniyetine en yakın oldugum an, su andır. Bugün size kendi yasamımdan üç öykü anlatmak istiyorum. Tüm konusmam, bu üç öyküden olusacak. Yalnızca üç öykü... Fazla bir sey anlatacak degilim... “Birinci öyküm, ‘noktaları birlestirmek’ konusundadır: “Altı ay okuduktan sonra Reed Üniversitesi’ni bıraktım. Fakat gerçek anlamda bırakmadan önce, onsekiz ay kadar daha gidip gelmeye devam ettim. Peki sonra neden yarıda bıraktım bu üniversiteyi? “Aslında hersey, ben dogmadan önce baslamıstı. Biyolojik annem , açıkca söyleyeyim, yani beni dünyaya getiren annem , evlenmemis genç ve güzel bir doktora ögrenci
  
 
siydi. ‘İstenmeden dünyaya gelen’ bebegini evlatlık vermekten baska bir çaresi yoktu. Ancak bir kosulu vardı: Beni evlatlık olarak almak isteyen ailenin, kesinlikle üniversite mezunu olmasını istiyordu. “İstedigi gibi bir aileyi, ben dogmadan once bulmustu. Bir avukat ve esiyle anlasmıs, dogar dogmaz beni evlatlık olarak onların alması için herseyi önceden ayarlamıstı. Fakat annem , bir konuyu hesap etmemisti. Onların aslında, bir kız bebek istediklerini galiba pek anlamamıstı. Bu yüzden, bekleme listesindeki ailem gece yarısı telefonda ‘Bir erkek bebegimiz oldu; onu almak ister misiniz?’ diye soran bir sesle karsılasınca, biraz burukca bir ‘Elbette’ yanıtı verdiler.  “Biyolojik annem sonradan, yeni annemin hiçbir zaman üniversiteden, yeni babamın ise liseden mezun olmadıklarını ögrendi. Evlatlık verme islemiyle ilgili yasal kagıtların sonuncusunu imzalamayı bu nedenle reddetti. Fakat yeni ailem, beni kesinlikle üniversiteye gönderecekleri konusunda kesin söz verince, annemi yumusatabildi. “O günden onyedi yıl sonra üniversiteye basladım. Fakat tuttum, saf saf, burası gibi, Stanford Üniversitesi gibi, pahalı bir üniversiteye girdim. “İkisi de çalısan kisiler olan, yani isçi sınıfından olan, annem ve babam, ellerine avuçlarına geçen paranın hemen hemen tümünü benim üniversite ögrenimim için harcıyorlardı. “Altı ay sonra, kara kara düsünmeye basladım ve ‘Bu isin böyle gidecegi yok’ dedim kendi kendime. “Birseyler yapmalıydım ama, ne yapmam gerektigini bilmiyordum. Yasamımı nereye yöneltecegim ve bu yolda üniversitenin bana nasıl yardımcı olabilecegi konusunda hiçbir fikrim yoktu. Burada, annem ve babamın yasamları boyunca biriktirdikleri tüm parayı harcıyordum. Buna hakkım da yoktu. “Bu düsünceler altında üniversiteden ayrılmaya karar verdim. Üniversite ögrenimi yapılmadan da yasamda basarılı olunabilecegine kendimi inandırmaya çalıstım. “Ve bunda basarılı da oldum. Kendimi buna inandırabildim. Bu kararım o zaman oldukça korkutucuydu ama... simdi bakıyorum da, yasamımda verdigim galiba en iyi kararlardan biriydi, o kararım. “Üniversiteden ayrıldıgım an, beni hiç ilgilendirmeyen zorunlu dersleri almaktan kurtuldum ve ilgimi çeken derslere girmeye basladım. “Bu durum, kararımın güzel yönüydü ama, bir de güzel olmayan yönü vardı kararımın. Örnegin, ögrenci yurdundaki rahat yasamımdan yoksun kalmıstım. Artık kendime ait bir odam yoktu ögrenci yurdunda. Arkadaslarımın odasında yerde uyuyordum.  Depozitolu bes adet kola sisesini götürüp, karsılıgında yiyecek birseyler alıyordum, yemek sorunumu böyle geçistirmeye çalısıyordum. “Pazar günleri Hare Krishna Tapınagı’nda bedava ve üstelik güzel yemek veriliyordu. Haftada bir kez olsun güzel bir yemek yiyebilmek için, yaklasık oniki kilometre uzaklıktaki o tapınaga yürüyerek gidiyor, oradan yürüyerek dönüyordum. “Bu durum o günler pek hosuma gidiyor degildi ama, ilgimi çeken konular ugrunda tüm bunlara katlanmamın, yasamımın ilerideki yıllarında benim için ne denli yararlı oldugunu gördüm. “Bakınız, bir örnek vereyim size: “O yıllarda Reed Üniversitesi, ülkedeki belki de en iyi kaligrafi (yazı sanatı ) egitimini veriyordu. Üniversite yerleskesinin hemen her yeri, güzel yazılarla yazılmıs duyurular, dolapların, çekmecelerin üzerindeki çıkartmalar, güzel el yazılarıyla süslenmisti. “Normal ögrenimimi bıraktıgımdan ve zorunlu derslerle artık bir isim olmadıgından, kaligrafi derslerine girmeye karar verdim. ‘Serif’ ve ‘Sans Serif’  yazı biçimlerini, farklı harf grupları arasındaki degisen bosluk ölçülerini ve iyi bir ‘yazı dizimi’nin nasıl olması gerekti-gini ögrendim bu derslerde . “Bu ögrendiklerimin hiçbirinin aslında, yasamımda bana bir yararı dokunabilecegini sanmıyordum. Ancak on yıl sonra, ilk Macintosh bilgisayarını tasarlarken, o derslerde ögrendiklerimi Mac’in tasarımında kullanmayı denedim. Basarılı bir çalısma yaptım ve... Sanatsal ve güzel görünümlü yazılar yazılabilen ilk bilgisayarı olusturabildim. “Üniversitede o ‘güzel yazı’ derslerine girmeseydim, bugün Macintosh bilgisayarındaki o çesitli ve sanatsal yazı biçimleri ve araları ‘özel bosluk’lu yazı karakterleri olmayacaktı. Windows da Mac’i kopyaladıgından, bu sanatsal yazı biçimleri büyük bir olasılıkla bugün hiçbir bilgisayarda bulunmayacaktı. “Kisisel bilgisayarlardaki bu olanaklardan yararlanan tüm kullanıcılar adına tüm içtenligimle söyleyeyim ki, normal üniversite ögrenimimi iyi ki yarıda bırakmısım ve... Beni hiç mi ama hiç mi ilgilendirmeyen birtakım derslere girerek zamanımı bosuna harcamaktansa, iyi ki ilgimi çeken ‘güzel yazı’ deslerine girmisim. “Üniversite ögrencisi oldugum günlerde ileriye baktıgımda, bu
‘noktaları birlestirmek’ elbette olanaksızdı. Fakat simdi, on yıl sonrasından basımı çevirip geriye baktıgımda, bu noktaların çok uyumlu bir biçimde birlestirildiklerini pırıl pırıl bir açıklıkla görebiliyorum. “İleriye bakarak, yasamınızın noktalarını birlestiremezsiniz. O noktaları ancak, geriye baktıgınızda birlestirebilirsiniz. Bu yüzden, noktaların gelecekte bir biçimde birlesecegine inanmanız simdiden gerekir. Bir seylere inanmak, güvenmek zorundasınız. Kadere, yasama, karma ögretime, neye olursa, bir seye kesinlikle inanmalısınız. Bu yaklasımım beni hiçbir zaman düs kırıklıgına ugratmadı; yasamımdaki tüm farklılıklar, bu inançlarım nedeniyle gerçeklesti. “İkinci öyküm, sevmek ve kaybetmekle ilgili. “Ne yapmayı sevdigimin ayırdına erken yaslarda varabildigim için sanslıydım. Woz ve ben bizim garajda Apple’ı kurdugumuzda, 20 yasındaydık. Çok çalıstık ve on yılda Apple’ı nereden nereye getirdigimizi siz de biliyorsunuz: Garajdaki o iki kisiden, 4000’in üstünde çalısanı ve yıllık iki milyar dolar cirosu olan dev bir sirkete dönüstü, Apple. “En iyi tasarımımız Macintosh’u piyasaya sürdükten bir yıl sonra, isten atıldım. Otuz yasımdaydım. “Sorun simdi bana: ‘Ken-      di kurdugunuz bir sirketten nasıl çıkarılabilirsiniz?’ “Bu sorunun yanıtı, Apple sirketinin giderek büyümüs olmasında yatıyor. sirketimiz büyüdükçe, benimle birlikte yönetmesi için ise son derece yetenekli olduguna inandıgım isletmeci almıstık. İlk bir, birbuçuk yıl isler iyi gidiyordu. Ancak ise kendi aldıgım bu isletmeciyle giderek, gelecekle ilgili görüslerimiz farklılasmaya basladı. Ve bir gün, büyük bir tartısma yasadık. Aramızdaki anlasmazlıgı yönetim kurulumuza götürdük. Yönetim kurulu onun yanında yer aldı, onu haklı buldu. Ve, kendi kurdugum sirketimden atıldım. “Otuz yasımdaydım ve yasamımın merkezini olusturan isimin dısında bırakılmıstım. Çok berbat bir duyguydu bu. “Ne yapmam gerektigine birkaç ay karar veremedim. Sanki bir önceki kusagın girisimcilerine kötü örnek olmusum, onları düs kırıklıgına ugratmısım gibi bir duygu kapladı içimi. Elime geçirdigim orkestra sefi degnegini düsürmüsüm gibi geliyordu bana. “David Packard ve Bob Noyce ile görüstüm, isleri yüzüme gözüme bulastırdıgım için onlardan özür dilemeye çalıstım. Tam bir basarısızlık örnegiydim. Evimi baska bir semte tasımayı bile düsündüm. “Fakat giderek, bir seyler yavas yavas kafama dank etmeye baslıyordu. Kapı dısarı da edilmis olsam, ben yine de eskisi gibi seviyordum isimi. Apple’dan kapı dısarı edilmis olmam, bu sevgide en küçük bir azalmaya yol açmamıstı. Beni isim reddetmis degildi ki... İsimin simdiki basındaki kisiler reddetmislerdi beni. İsime olan her zamanki sevgim yine sürüyordu. “Bu gerçekle yüzyüze geldigim an, karar verdim: ‘Yeniden baslayacagım’ dedim.
 
“O günlerde pek ayırdına    varamamıstım ama... simdi çok iyi görebiliyorum: “Apple’dan çıkarılmam meger, yasamımda basıma gelebilecek en iyi olaymıs. Basarılı olmanın agırlıgının yerini simdi, ise yeni baslayan birinin taptaze heyecanı ve o heyecanının kisiyi göklere uçuran hafifligi almıstı. Bu duygu bana, yasamımın yaratıcı dönemlerinden birine girme özgürlügü vermisti. “Sonra neler yaptıgımı da anlatayım: O günleri izleyen bes yıl içinde, Next ve Pixar adlı iki sirket kurdum. Daha sonra, ileride esim olan mükemmel bir kadına âsık oldum. Pixar dünyanın ilk bilgisayar animasyonlu filmini üretti. Dünyanın en basarılı animasyon stüdyosunun sahibidir simdi bu sirketim. “Olaylar gelisti, gelisti ve... Apple sirketi, benim Next sirketimi satın aldı. Dolayısiyle ben de, ilk göz agrım olan Apple’a dönmüs oldum. “Next’de gelistirdigimiz teknoloji , Apple’ın su andaki degisiminin belkemigini olusturuyor. Apple bugün, bu saglam belkemiginin varlıgı nedeniyle dimdik ayaktadır. “Apple’dan kovulmasaydım bunların hiçbiri gerçeklesmezdi diye düsünüyorum. Tadı acı olan bir ilaçtır bu; fakat bence hastanın acı da olsa bu ilaca gereksinimi vardı; bu ilacı alması gerekiyordu. “Kimi zaman yasam bize tüm zorluklarını sunar. İste o an yapmamız gereken tek sey, inancımızı kaybetmemektir. Yasamımda beni ileriye götüren tek sey, yaptıgım ise olan askımdır. Bundan hiçbir zaman kuskum olmadı. “Yasamınızda, neyi sevdiginize ve kimi sevdiginize iyi karar verin. Çünkü yasamınızın ekseni, sevdiginiz kisiyle, sevdiginiz isinizdir. “İsiniz, yasamınızın büyük bir zaman bölümünü alacaktır. O nedenle, yasamınızın tadını alabilmenizin tek yolu, isinizi sevmenizdir. İsinizi sevebilmenizin tek yolu ise, onun güzel ve yararlı bir is olduguna inanmanızdır. Güzel ve yararlı olduguna inandıgınız bir isi yaptıkça, o isinizi giderek daha çok, daha çok seveceksiniz. “Henüz bulamadıysanız böyle bir is, yılmayın, aramaya devam edin. Hangi yasınızda olursa olsun, yüreginizin sevdigi ve “İste, bu” dedigi kisiyi sonunda bulabileceginiz gibi, seveceginiz isinizi de günün birinde kesinlikle bulacaksınız. Yeter ki aramaktan vazgeçmeyin o isi... Göreceksiniz, sonunda bulacaksınız onu da... “Sonuncusu ise ölümle ilgili... “Kimin söyledigini bilmiyorum ama, 17 yasımdayken okudugum su sözü, yasamım süresince hiç unutmadım: ‘Eger her günü, o gün yasamının son günüymüs gibi yasarsan, bir gün kesinlikle dogruyu yapmıs olacaksın.’ “Bu söz beni öylesine etkiledi ki, o günden buyana geçen otuzüç yılda her sabah aynaya bakar ve kendime sorarım: “‘Bugün yasamımın son günü olsaydı, gün boyu yapacaklarımı gerçekten yapmıs olmak ister miydim acaba?’ “Bu soruma ‘Hayır’ yanıtlarım arttıkça, bir seyleri degistirmem gerektiginin ayırdına varırım ve yaptıklarımı ciddi bir biçimde denetleyerek, tek tek gözden geçiririm. “Eninde sonunda ölecegimi düsünmek, yasamda büyük seçimler yapmama yardımcı olan en önemli etkendir. Çünkü yasadıgımız dünyaya ait tüm beklentilerimiz, gurur, kibir, her türlü sıkıntı, basarı, basarısızlık gibi ‘bu dünyanın sözüm ona önemli isleri’, ölüm söz konusu oldugunda bir anda tüm önemlerini yitiriyorlar, sözcügün tam anlamıyla kocaman bir “Hiç” oluveriyorlar. “Bir gün ölecegimizi unutmamak, kaybedecegimiz bir seylerin oldugunu düsünme tuzagından kurtulabilmemiz bildigim en gerçekçi yöntemdir. Yasamınızda, yüreginizin götürdügü yere gitmemeniz, yüreginizin sesini dinlememeniz için hiçbir nedeniniz yoktur. O nedenle, korkmayın kulak vermekten, yüreginizin sesine... “Yaklasık bir yıl önce bana kanser teshisi konuldu. Sabah yedibuçukta hastaneye gitmistim; pankreasımda bir ur saptandı. Pankreasın ne demek oldugunu bilmiyordum bile... Doktorlar bana, pankreas kanserinin tedavisinin olanaksız oldugunu söylediler ve en fazla altı ay ömrümün kaldıgını açıkladılar. Tatsız ama, doktorum bu gerçegi açıklamak zorundaydı bana. Ölümle karsılasmadan, ona hazırlıklı olmam gerekiyordu. Evimi, islerimi bir düzene sokmam gerekiyordu. Düsünün, önünüzdeki on yıl boyunca çocuklarınıza anlatmayı düsündügünüz herseyi, onlara birkaç ayda anlatmak zorundaydınız artık. “Yasamınıza veda etmeden önce, ailenizin yasamının sorunsuz sürebilmesi için geride her seyi onlara düzgün bir biçimde bırakmak zorundaydınız. Altı aylık bir ömrümün kaldıgı haberi, benim için o altı aylık sürede tüm bu sorumluluklarımı yerine getirmis olmam anlamı tasıyordu. “O gün aksama degin, o teshisle yasadım. Aksam biyopsi yapıldı, bogazımdan mideme ve bagırsaklarıma endoskop sokup, igneyle pankreasımdaki urdan birkaç hücre aldılar. “Ben uyutulmustum, hiçbir seyin ayırdında degildim. Uyandıgımda esim, bana verebilecegi en güzel haberi verdi: Doktorlar, hücreleri mikroskopta inceledikten sonra, hastalıgımın pankreas kanseri türleri arasında tedavi edilebilecek nadir türlerden oldugunu anlamıslar ve o an, görmeliymisim onları, çocuklar gibi sevinmisler. Bir gün sonra ameliyat oldum. simdi ise, iyi bakın, iyi görün beni... Bakın, demir gibiyim... “Doktorumun bana pankreas kanseri oldugumu söyledigi iste o an ilk kez yüzyüze geldim ölümle. Umarım o anı, önümdeki 20-30 yıl boyunca bir daha yasamam. Fakat ölümle yüzyüze gelme anını yasamıs bir kisi olarak size sunu kesinlikle söyleyebilirim: Kimse ölmek istemez. Cennete gideceklerinden emin olan kisiler bile istemezler ölmeyi... Ancak ölüm, hepimizin paylastıgı bir ‘ortak nokta’dır. Hiçbirimiz kaçamamısızdır ölümden. Zaten olması gereken de budur. Ölüm, yasamın tek ‘en iyi icadı’dır. Yasamın tek ve gerçek ‘degisim aracı’dır. Yeniye yer açmak için eskinin ortadan kaldırılması gerekir. su anda yeni olan sizsiniz, ancak çok da uzak olmayan bir gün, ‘eski olan’ da siz olacaksınız ve siz de silineceksiniz yasam sahnesinden. Böyle üzücü ve hatta ürkütücü bir konudan söz ettigim için üzgünüm ama... Bunların tümü gerçektir. “Zamanınız sınırlı. O sınırlı zamanınızı, baskasının yasamını yasayarak harcamayın. Baska kisilerin düsüncelerinin sonuçlarıyla yasanan yasam, dogmaların tuzagına düsmek demektir. Baska kisilerin düsüncelerinin gürültüsü, içinizdeki kendi sesinizi bastırmasın. Daha da önemlisi, yüreginizin ve sezgilerinizin pesinden gidebileceginiz denli bir cesarete sahip olun. Sizin gerçekten ne olmak istediginizi ve nereye gitmek istediginizi, en iyi onlar biliyorlar çünkü... Yüreginiz ve sezgileriniz... Onlara inanın, onlara güvenin... “Gençligimde, ‘Dünya Katalogu’ adlı bizim kusagın basvuru kitaplarından biri olan güzel bir yayın vardı. Stewart Brand adlı bir kisi çıkarıyordu bunu. 1960’ların sonuydu, bilgisayarlardan ve masaüstü yayıncılıktan önceydi. İdealist bir yayındı, çok güzel bilgilerle, ögretilerle, kavramlarla doluydu. “Stewart ve arkadasları, bu ‘Dünya Katalogu’ adlı yayınlarını ancak birkaç sayı çıkartabildiler. 1970’in ortasıydı. O yıl ben, sizin simdi oldugunuz yastaydım. ‘Dünya Katalogu’ kapanmadan önceki son sayısının arka kapagında, ilginç bir fotograf yayımlamıstı. Sabahın erken saatlerinde çekilmis, uzayıp giden bir yolun fotografıydı bu. Altında da sunlar yazıyordu: “‘Sizi aç kalmanız rahatsız etmiyorsa, aptal kalmanız da rahatsız etmeyecektir.’ “Onların veda mesajı buydu. “‘Sizi aç kalmanız rahatsız etmiyorsa, aptal kalmanız da rahatsız etmyecektir.’ “Bu sözü kendime, kendim için çok kez söylemisimdir. simdi ise, birazdan diplomalarını alıp, yasama ilk adımlarınızı atacak olan size, sizin için söylüyorum: “‘Sizi aç kalmanız rahatsız etmiyorsa, aptal kalmanız da rahatsız etmeyecektir.’ “Hepinize çok tesekkürler.”• Steve Jobs Gönderi: Mert Yamak
Bilgi Güçtür ,Paylaştıkça Büyür !__________ 960631 ziyaretçi (5760748 klik) __________Paylaşmaya Devam Ediyoruz :))
ONLİNE , STAND UP , TİYATRO , OYUNLARI , SHOW , GÖSTERİLERİ , FULL , İZLE , METİN , TEXT , SENARYO , HİKAYELER , MASALLAR , KARİKATÜRLER , BELGESELLER , BİYOGRAFİSİ , TARİHİ , DÖKÜMANI , CANLI , KOMİK , EĞLENCELİ , 0YUNU , TİYATROSU , TEXTLERİ


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=